Trine 2 çok eğlenceli bir macera

Ateş topu büyüsünü öğrenmekten yorulmuş Amadeus, odasının içerisine dolan Trine ışığıyla kendinisi dışarıya atıyor, Pontius'la karşılaşıyor derken Zoya'nın da kadroya katılmasıyla ikinci oyun hızla başlamış oluyor.

İlk oyunu oynamış olanlara Trine 2 hiç yabancı gelmeyecek ama eminiz ki bu oyun ilkinden çok daha büyük bir kitleye ulaşacak.

Finlandiyalı bağımsız oyun yapımcısı Frozenbyte’ın son harikası olan Trine 2’de “soldan sağa doğru” ilerlemeye devam ediyoruz. Orklarla, aklını yemiş kraliçelerle, dev yaratıklarla, cadılarla uğraşmanın haricinde bol bol da platform tabanlı bulmaya takılacağız oyun boyunca. Fakat bu konuda ilk oyunun bir adım ötesine geçiyor Trine 2. İlk oyunda daha çok platform yetenekleriniz sınanırken bu sefer ağırlık mekan bazlı bulmacalara kaymış.



1-2-3 tuşlarına atanmış üç karakterinizi istediğiniz anda oyuna sokabiliyor ve her birinin özelliğinden faydalanarak önünüzdeki engeli aşabiliyorsunuz. Amadeus’un saldırma yeteneği yok ama onun yerine üç tane küp veya köprü niyetine platform yaratabiliyor. Hareket edebilen her şeyi kıpırdatıp durdurabiliyor. Buna düşmanlar da dahil tabii. Bir orku alın ve uçurumdan aşağıya veya bir yaratığın önüne atın, bu kadar basit. Zoya ise neredeyse ekranın bir ucundan diğerine uzanabilen ipine tutunarak uzun mesafeleri hızla aşabiliyor. Ne kadar gererseniz o kadar etkili olan bir de ok yeteneği var. Sadece düşmanları değil, bazı kapıları da oklarınızla delik deşik edebiliyorsunuz. Pontius ise ailenin kaba çocuğu. Dev kılıcı ve çekiciyle tüm düşmanları haşat edebildiği gibi, kırılması gereken duvarları da un ufak edebiliyor. Kalkanı sayesinde zehir toplarından, alevlerden ve türlü türlü tuzaklardan kendisini koruyabiliyor. Korumakla da kalmayıp bunları geri püskürterek kendine yol açabiliyor veya ulaşılması imkansız yerlere yerleştirilmiş iksirleri vurarak önüne düşürebiliyor.



Kontrollere alışmak, hangi karakterin neler yapabildiğini öğrenmekse inanılmaz kolay. Gerisi düşünüp taşınma kısmı, hangi karakterin hangi hareketi o anda daha çok işe yarar sorusuna cevap bulmakla geçiyor günler. Evet, önünüze çıkan her engelin sadece bir çözümü yok. Pek çok yolu var ve hangisini kullanacağınıza siz karar veriyorsunuz. Bazısı kısa yoldan sorununuzu çözüyor olsa da karşısında daha zor ama garanti bir alternatif olunca ister istemez bir durup düşünüyorsunuz. Önünüzdeki dev boşluktan Zoya’nın ipini kullanarak geçebilirsiniz ama sallanıp o platform üzerine cuk diye atlamak biraz riskli. Amadeus ile o platforma köprü kurmak biraz zor ama kurabildiniz mi aşağı düşme riskiniz yok.

Oyun boyunca durmadan bu tip durumlarla karşılaşacaksınız ve inanın, çok az platform oyununda bu kadar zekice tasarlanmış bulmacalar gördünüz. Anlaması zevkli, çözmesi zevkli, aşması ayrı zevkli. Oynadıkça daha fazla takdir ediyor insan ama bulmacaların dışında bir konu daha var ki, Frozenbyte asıl bunun için madalyayı hak ediyor.

Sineğin gözündeki yansıma

Grafikler, animasyonlar, ışıklandırmalar, renk paletleri... Gözünüzün göreceği her şey Trine 2’de muhteşem. Bakın muhteşem göreceli bir kavram, ama Trine 2’de değil! Bir platform oyununda bu kadar canlısını, bu kadar detaylısını ve az tekrara düşenini hiç mi hiç görmediniz. Bölüm sayısı 10’dan fazla ve her biri ayrı bir temaya sahip. Kimisinde ormandasınız, kimisinde yer altında, kimisinde kalede, kimisinde su altında... Nerede olursanız olun, gördüğünüz her “katmana” şaşırıyor ve bir o kadar da hayran kalıyorsunuz. Klasik bir “yürümeli” oyunda olmayacak kadar derinlik var Trine 2’de. Yürüdüğünüz arenanın ekranınızla arasında ayrı, en arka platformla arasında ayrı katman var. Buralardan yaratıklar veya tuzaklar zırt diye çıkabiliyor. Yani şu oyun sabit kamera açısında değil de izometrik bir 3B olsaymış zevkten çıldırabilirmişiz! Her bölüme ait atmosfer de son derece etkileyici. Tekin olmayan, sessiz bir ormanda giderken Pontius’un kılıcının arkasında saklanırken, her yerden alevlerin fışkırdığı başka bir bölümde aşağı bakmadan Zoya ile yukarılardan sallanarak gitmek için debelenmek bu oyunda çok normal.



Trine 2 online olarak yerel ağdan da, online sunucular üzerinden de rahatça oynanıyor. İsterseniz bir oyun açarsanız, diğer oyuncular size gelir veya isterseniz kurulmuş bir oyuna dalarsınız. Tek başınıza geçmeye çalıştığınız bölümleri böylece üç kişi (aynı anda, aynı ekranda) birlikte tamamlayabilirsiniz. Üç elden oynayınca bölümleri daha hızlı geçiyorsunuz haliyle ama bir yandan da orklar nüfus patlaması yaşadığı için hâlâ yapacak işiniz oluyor. Bir bulmacanın çözülmesi için illa ki “size” ihtiyaç duyuluyorsa kendinizi önemli hissediyorsunuz. Takım oyunu nedir, iyice öğretiyor Trine 2.

Türünen iyisi mi?

Trine 2’nin bir hikâye eksikliği var. Bölümleri “hikâyenin devamında neler olacak ya, çok merak ediyorum” diye oynamıyorsunuz. Başlıca derdiniz oynamanın zevkini çıkarmak ve bu sırada mümkün olduğunca çok iksiri toplamak, kasaları açmak oluyor. Hem de bu durum hikâyenin eksikliğini hissettirmeyecek kadar bağlıyor insanı. Her karakter topladığı iksir ölçüsünde seviye atlıyor ve her seviye yetenek ağacında diğer özel güçlere erişimi sağlıyor. Yanan bir ok atabilirsiniz, çekicinizi fırlatabilirsiniz, daha fazla köprü çekebilirsin vs. Daha fazla iksire ulaşmanın yoluysa, en alakasız ve kazık platformlara bir yolunu bulup gitmekten geçiyor. İşte bu noktada oyun “ustalara” selam çakıyor çünkü diğerleri için bu iksirleri toplama ihtimali imkansıza yakın.

Oyunun ikinci yarısından itibaren patikalar ikiye ayrılmaya başlıyor. Hangisi asıl yol, hangisi bonuslara gidiyor bilmiyorsunuz. Bazılarından geriye dönüş olsa da  çoğunda arkanızdan bir kapı kapanıyor. “Gitti onca iksir” diye içinizdeki açgözlü ağlıyor. İki yol aynı yere çıksa bile, birisinde daha fazla bonus var sonuçta! Ama hangisinde? İşte bu merak sayesinde oyununuzun ömrü de uzuyor. Orta zorluk seviyesinde oyuna başlayın, bitirin, sonra online'a atlayın, eliniz hızlanınca da zorluk seviyesini artırın. Başında kaç saatinizi tüketirseniz tüketin, ne kadar tekrar etmeniz gerekirse gereksin, Trine 2’den alacağınız keyif değişmeyecek. Platform oyunları türünde, bundan iyisini görmedi gözleriniz.

programattik