The Cave İnceleme

Ron Gilbert ve Tim Schafer. Bu iki isim muhtemelen oyun dünyasının en zeki oyun geliştiricilerinden ikisi ve haklarında konuşulanları sonuna kadar hak etmiş durumdalar. Video oyunları tarihine dönüp baktığımızda, ortaya koydukları fikr-i mülkler sayesinde bu dünyanın çehresini de değiştirdiler, zamanında yaptıkları oyunlar ile “gelmiş geçmiş en iyi oyun” ünvanına da aday oldular. Maniac Mansion ile işe başlayan ikili, arkasından The Secret of Monkey Island ile çıkageldi ve neredeyse tüm oyuncuların hafızalarında asla silinmeyecek anıların oluşmasını sağladılar.

Ron Gilbert'ın Total Annihilation'u çıktığı sene ve sonrasında onlarca ödül kazandı. Gamespot tarafından 1997 yılında “Yılın oyunu, yılın strateji oyunu, yılın multiplayer oyunu, yılın en iyi müzikleri” gibi ödüllerin dışında, farklı ülkelerin oyun kültürü sitelerinden ve dergilerinden “Yılın en iyi strateji oyunu, yılın oyunu” gibi ünvanlar da kazandı. Hatta birçok site tarafından “Gelmiş geçmiş en iyi oyunlar” listelerinde defalarca boy gösterdi.



Tim Schafer tarafında da işler harika gitmeye devam etti. Birçok oyuncu tarafından hala en iyi oyunlar arasında gösterilen Grim Fandango'yu yarattı. 1998 yılında çıkan oyun tıpkı Total Annihilation gibi onlarca ödül kazandı. Bu ödüllerin içerisinde “Yılın en iyi oyunu, yılın macera oyunu, yılın en iyi PC oyunu, gelmiş geçmiş en iyi macera oyunu” gibi ödüller var. Grim Fandango'dan 7 yıl sonra ise yine harika bir oyunla çıkageldi Tim Schafer. Bu sefer karşımızda Psychonauts vardı ve oyuncuları daha önce görülmedik bir tecrübeyle koltuklarına kitledi. Bu oyun da onlarca ödül kazandı ancak maalesef istenen satış rakamına tüm ödüllere rağmen ulaşmadı.

Burada yazmadığımız birçok oyunun arkasındaki bu iki isim LucasArts'dan ayrılmış ve Double Fine firmasını kurmuştu. Bu firma içerisinde yukarıda bahsettiğimiz Psychonauts dahil olmak üzere Brütal Legend ve DeathSpank gibi yine oldukça kaliteli oyunlara imza atan ikilinin son yapımı The Cave ise piyasalarda yeni boy göstermeye başladı.

Aslında The Cave, yüz metre öteden yapımcılarının kim olduğunu anlatan bir oyun. Sadece ses ve diyaloglarını duysanız bile oyunun bu ikiliye ait olduğunu tahmin edebilirsiniz. Zaten bu ikilinin elinden çıkan tüm oyunlara bakarsanız, oyunların teknik açıdan iyi olmasının dışında asıl olarak hikâye ve diyalogların kalitesiyle bu kadar kaliteli olduklarını fark edeceksiniz. The Cave'de de bu durum iyi ki değişmemiş. Oyunun hikâyesi, aynı zamanda oyuna ismini de veren mağaranın konuşmasıyla başlıyor. Burada yaşayan bir mağara söz konusu ve o anlattıkça biz oyundaki yedi karakterimiz ile oynuyoruz. Buradaki yedi karakterin kendilerine ait özellikleri var ve oyun boyunca karşılacağınız bulmacaları karakterlerin bu özel yetenekleri ile çözmeye çalışacaksınız.

Oyundaki yedi karakterimize gelirsek bunlar; maceraperest, köylü, şovalye, keşiş, zaman yolcusu, bilim kadını. Oyunun genel hikâyesi bu karakterlerin özel hikâyeleri etrafında devam ediyor ve bir şekilde birleşiyorlar.



Oynanış olarak oyundaki bulmacaların çoğu bir karakterle çözülebiliyor olsa da, bazı bulmacalar için birden fazla karakteri kullanmanız gerekebiliyor. Bu da oyunun bulmaca anlamında tatlı sert zorluk seviyesinin güzelliğini ortaya çıkartıyor. Oynanış demişken, bölüm tasarımlarının yine harika şekilde yapılması oynanışın kalitesini arttırıyor kesinlikle. Oyunu tamamen bitirmeniz için tüm karakterler ile oynamanız gerekiyor, bu da oyunun oynanış süresini sıkılma riskiyle beraber uzatıyor.

İkilinin her oyununda olduğu gibi The Cave'in de sahip olduğu diyaloglar oldukça komik. Kaliteli mizaha uygun şekilde tasarlanmış karakterler ile bir süre sonra 40 yıllık arkadaşmış gibi oynuyorsunuz ve bu da oyundan alınan zevki daha da arttırıyor.

The Cave'i şu anda oyun dünyasında özel bir yere koyan etkenlerden biri, oyunun Ron Gilbert'ın tarzını tamamen yansıtması. Daha önceki oyunlarında da tarzını yansıtan Gilbert, The Cave ile birlikte çıtasını biraz daha yükseltmiş gibi. Zira oyundaki eşya isimlerinden tutun mağaranın karakterlerle olan muhabbetlerine, karakterlerin bazı durumlarda verdiği tepkilerden bölüm tasarımlarının tek başına anlattıklarına kadar baştan sonra Gilbert'ın tarzı kokuyor The Cave.

Diğer bir etken ise, elbette Double Fine'ın tüm oyunlarına verdiği emeğin aynısını burada da göstermiş olması. Çünkü The Cave'de de boş bir diyalog, bölümler sırasında boş bir sahne, mağaranın konuşmalarında gereksiz bir gönderme yok. Bu yüzden oyunun tek karakterle oynaması süresi olan ortalama 5 saatin tamamı dolu dolu geçiyor. Bu da yapımcıların aslında günümüzdeki “uzun olsun da içi dolu olmasa da önemli değil” görüşüne yaptıkları büyük bir eleştiri.



Teknik tarafa geçersek Ron Gilbert oyunlarının tamamında olduğu gibi değişik bir görsellik söz konusu. Yaratılan hikâyeye uygun olarak tasarlanan bir dünya var oyunda ve grafiksel olarak oldukça yumuşak ve pastel renklerden oluşuyor. Bölümlere göre bazen karanlık olurken, bazen de oldukça renkli sahneler görebiliyorsunuz.

Müzik ve seslendirmeler konusunda da her Double Fine oyunundaki gibi harika bir iş çıkartılmış. Esprilerdeki vurgular, karakterlerin genel anlamdaki ses / görüntü uyumları, bölümlerin ağırlığına ve içeriğine göre değişen müzikler derken oyunun bu tarafta eksik bir yanını duyamıyorsunuz.

Animasyonlar ve fizik konusunda ise daha iyi iş çıkartılabilir gibi gelse de, animasyonların bu kadar yumuşak olmasının isteyerek yapılan bir tercih olabilme ihtimali var. Zira karakterlerinizin hareketleri Little Big Planet'ı çağrıştıran şekilde tasarlanmış. Özellikle bazı durumlarda karakterlerin masumluğundan o kadar çok etkileneceksiniz ki, oyunun o anda anlattığı hikâyesinin birkaç saniyeliğine unutacaksınız.

Toparlamak gerekirse kısa aralıklarla oyun dünyasına çok şeyler katmış ikiliden yine çok farklı bir oyun. Anlattığı hikâyesi, mizah içeren diyalogları ve her şeyden öte Double Fine ruhunu yansıtan konsepti ile The Cave son dönemlerin en “tatlı” oyunlarından biri olmuş. Oynayacak oyun arıyorsanız The Cave'e kesinlikle şans verin.
programattik