Ezio Istanbul'da!

Farklı çağlara ait, ama aynı yoldaki ayak izlerini takip eden üç farklı adam... Aynı paydayı paylaşan üç farklı hikâye... Tek bir düşmana karşı verilen üç farklı savaş. Assassin’s Creed’in şu ana kadar çıkmış olan 4 ana oyunu, sanırım en iyi bu şekilde özetlenebilir. Altäir, Ezio ve Desmond adında, aynı savaşı savaşan ve sonunda kesişen kaderlere sahip üç suikastçinin hikâyesini anlatıyor sizlere Assassin’s Creed: Revelations. Ve bu hikâyeyi anlatırken de, dünyanın geri kalanına belki yabancı kalsa da, bizlere oldukça tanıdık olan bir bölgede açıyor hikâyenin son sayfasını: İstanbul’da...

 

[editor:Son macerasında İstanbul’u ziyarete gelen Ezio bu sefer biraz tökezliyor. Yaşlılıktan mı, yoksa başka bir nedenden mi, öğrenmek istiyorsanız okumaya devam edin!]

 

Yedi Tepeli Şehre Tırmanmak

 

En son İtalya’da, Borgia’ların kökünü kazırken bıraktığımız Assassin Ustası Ezio Auditore’nin İstanbul’da ne işi var peki? Artık orta yaşları geride bırakmaya başlayan Ezio’nun hikâyesinin Brotherhood ile birlikte sona erdiğini sanmış olsak da, Ezio son bir maceraya daha atılmadan bayrağı bir sonraki nesle teslim etmeye niyetli değil anlaşılan. Ya da en azından hayatı boyunca aradığı bazı sorulara cevap bulmadan... Rodrigo ve Cesare Borgia’ya karşı kazandığı zaferin ardından uğruna hayatını harcadığı şeyleri sorgulamaya başlayan Ezio, bazı cevaplar bulabilmek için, Assassinlerin efsanevi lideri Altäir’in kütüphanesini bulmak amacıyla Masyaf’a doğru yola çıkar. Lakin bilmediği şey, Masyaf’ın kontrolünün uzun yıllardır Assassinlerin ezeli düşmanı olan Templarların elinde olduğudur. Ve koskoca Masyaf’ı elinde tutan bütün Templar kuvvetlerine karşı tek başına savaşmak, Ezio gibi usta bir Assassine bile fazla gelecek bir mücadeledir. Sonuç olarak hazırlıksız yakalanan Ezio, Templar güçlerinin eline düşer. Ancak dedik ya aradığı cevapları öğrenmeden pes etmeye niyeti yoktur diye, bir şekilde tekrar kurtulup kaçmayı başarır. Masyaf’ı terketmeden önce Altäir’in Kütüphanesine giriş için 5 adet Mühür gerektiğini ve bu mühürlerin zamanında Marco Polo’nun babası Niccolo Polo tarafından İstanbul’a getirilip saklandığını öğrenince, soluğu yedi tepeli şehir İstanbul’da alır.

 

Assassin's_Creed_Revelations

Hookblade Ezio için gayet kullanışlı olsa da, düşmanların kendisinden pek sevgiyle bahsettiğini sanmıyoruz.

 

İşte Ezio İstanbul’a tam olarak bu nedenle geliyor: Altäir’in 5 Mühürünü bulmak için. Ancak bulmayı beklemediği birçok şeyle de karşı karşıya kalıyor İstanbul’da. İşin Ezio ayağı böyleyken, Altäir ve Desmond taraflarına baktığımızda bambaşka bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Altäir görevleri, beklediğimizden nispeten daha kısa, biraz çıtır çerez kıvamında olmuşlar. Ezio her bir Mühür parçasını bulduğunda aynı Desmond’ın kendi anılarının içinde gezmesine benzer bir şekilde Altäir’in anılarını yaşamaya başlıyor ve ilk oyunun kahramanının hikâyesinde karanlıkta kalmış olan parçaları aydınlatıyor. Bu anıların bir çoğu, aslında yakın zamanda piyasaya çıkmış Assassin’s Creed: The Secret Crusade kitabından alıntı olsa da, tamamen ilk defa oyunda göreceğiniz sonuyla sizi etkisi altına almayı başarıyor. Oynanış olarak Ezio bölümlerinden pek de farkı olmayan bu bölümler, anlatımdaki güçleriyle ön plana çıkıyorlar daha çok. 5 Mühürü de toplayıp tarihteki belki de en büyük iki Assassin’in hikâyesinin sonuna geldiğinizdeyse dört oyundur gelişimlerine yakından şahit olduğunuz karakterlerden ayrılmak içinizde tatlı bir burukluk bırakıyor.

 

Istanbul

 

Çok dağıtmadan Ezio’ya ve İstanbul’a geri dönelim. Gemiden inip İstanbul’a ayak basar basmaz İstanbul’lu Assassinlerin lideri olan Yusuf Tazim ile tanışıyor Ezio. İtalya’da Borgia’lara kök söktürüşü ve başarıları buraya kadar duyulmuş olan Ezio ile Yusuf arasında sürekli devam edecek olan tatlı rekabet daha bu ilk karşılaşmadan kendini belli ediyor. İki farklı kültüre ait olmalarına rağmen, aynı şey için savaşıyor olmaları Yusuf ‘un Ezio’yu hemen kanıksayarak kardeşliğin İstanbul ayağına dahil etmesiyle sonuçlanıyor. Bu durum, Ezio’ya arayışında yardımını alabileceği çok değerli kaynaklar sunuyor tabii.  Emrinde yardımını alabileceği koca bir yeni kardeşlik varken, Bizans İmparatorluğu'ndan geriye kalanların maskesini takınarak şehrin hakimiyeti için savaşan Templar güçlerinin üstesinden gelmek daha kolay oluyor Ezio için. Yine de böyle dediğimize bakmayın tabii, Bizanslı Templar güçleri şu ana kadar bir Assassin’s Creed oyununda karşınıza çıkmış olan en çetin düşmanlar olacak. Oyunun zorluk ivmesinin bu sefer gerçekten birkaç basamak yukarı çekildiğini görmek güzel. Çünkü önceki oyunlarda Counter-Kill sistemine bir alıştınız mı, bir daha kolay kolay hasar almadan herkesin üstesinden gelmeniz mümkündü. Bu sefer düşmanlarınız daha kalabalık ve daha hazırlıklı olduğundan bazen savaşmayı bırakıp kaçmanız bile gerekebiliyor. Neyse ki durumu dengelemek için yeni bazı oyuncaklar geçmiş Ezio’nun eline...


Nasıl ki İtalyan Assassinler Leonardo Da Vinci’nin dehası sayesinde işlerine yarayacak bir ton eşsiz alet edevata sahipse, Osmanlı’daki Assassinler de kendilerine has bazı numaralara sahipler. Bu numaralara ilk örnek Hookblade. Aslında Assassinlerin meşhur Hidden Blade’inin üzerine eklenen bir kancadan ibaret olan bu alet, hem savaşta hem de tırmanışlar sırasında inanılmaz büyük bir kolaylık sağlıyor. Tırmanışlar sırasında çok daha yükseğe ve uzağa atlamanıza olanak veren bu kanca, aynı zamanda şehir boyunca binalar arasına kurulmuş olan iplerden kaymanıza da olanak sağlıyor. Savaşlarda ise daha önceki oyunlarda üzerinize koşan düşmanlara karşı tamamen savunmasız kalma dezavantajınızı ortadan kaldırarak, sırtlarına taktığınız kancayla üstlerinden aşırmanıza imkan veriyor. Bu arada kancamızdan bahsederken sürekli tırmanmak ve iplerden kaymak diyoruz da, İstanbul’un aslında İtalya’nın o çatı tepesindeki kovalamacalarından biraz daha uzak olduğunu söylememiz gerek. İstanbul’un o dönemdeki binaları İtalya’dakiler kadar çok katlı ve yüksek olmadığından ve çatılarda ikâmet eden korumalar tüfek gibi oldukça ölümcül bir silah kuşandıklarından, daha çok Assassin’s Creed 1’de olduğu gibi normal yollardan yürüyüp halkın arasına karışma yolunu tercih etmek zorunda kalıyorsunuz. Aslında İtalya’da geçen oyunlardan sonra seriye bir değişiklik havası katan bu durum, bizce hoş bile olmuş. İlk Assassin’s Creed’in çıkış noktası olan kalabalığın içine karışma havasını ikinci oyun ve Brotherhood’dan daha iyi veriyor Revelations.

 

Assassin's_Creed_Revelations

Yeni eklenen modlarla birlikte Çok Oyunculu Mod'da Revelations'ın mutlaka denenmesi gereken özellikleri arasında yer alıyor.

 

Kanca dışında Ezio’nun hareket repertuarına yerleşen ikinci büyük özellik bombalar. Harita yapmaktan sıkılıp Kapalı Çarşı’da kendine açtığı ufak bir dükkanda bomba yapımıyla uğraşan Piri Reis’ten öğrendiğimiz bombalar, az önce de bahsettiğimiz daha zor ve kalabalık düşmanlar arasından sağ çıkış biletimiz haline geliyor. Dış çeper, hammade ve patlayıcı olarak üçe ayrılan bomba malzemelerini birleştirerek çeşit çeşit bomba yaratmanız mümkün. Dış çeperde kullandığınız maddeye göre temas anında patlayan, gecikmeli olarak patlayan ya da direk yapışan bombalar yaratabiliyorsunuz. İçine koyduğunuz hammade, bombanın etkisini belirliyor: Koyun kanı koyarsanız düşmanınız üzerine bulaşan kan yüzünden yaralandığını sanarak korkuyla panikliyor, çivi koyarsanız peşinizdeki takipçilerinizi yavaşlatabiliyor ya da eğer barut koyarak doğrudan patlama etkisi yaratabiliyorsunuz. Yapacağınız bombalar daha buna benzer bir sürü farklı varyasyona sahip olabilse de, temelde 3 farklı işe yarıyorlar: Dikkat dağıtma, taktiksel ve saldırı. Haliyle attığınızda yüksek ses çıkartarak düşmanı kendine çeken bombayla, yere değdiğinde patlayıp ışık çıkartarak yine düşmanı kendine çeken bomba arasındaki fark çok da büyük değil. Bu noktada yaptığımız bombaların etkileri arasındaki fark daha büyük olsaymış, bomba sistemi esas potansiyeline ulaşabilirmiş aslında.

Bomba sisteminde de kendini belli eden bu esas potansiyeline ulaşamama sorunu, oyunun geneline dağılmış bir sorun aslında. Aslında öyle çok açıktan açığa, büyük bir problem görmüyorsunuz şöyle bir durup baktığınızda, ancak yine de içten içe bir şeylerin yanlış gittiği ve eksik olduğu duygusunu da üzerinden atamıyorsunuz. Bu diğer yeni eklenen özelliklerde de kendini sıkça belli ediyor. Mesela Brotherhood’daki haline göre bir hayli gelişmiş olan yeni Assassin Den sistemi, başta çok tatlı bir yan oyun gibi gelse de, çok geçmeden anlamsız ve can sıkıcı bir zorunluluk haline gelebiliyor. Eskiden suç sayılabilecek hareketlerde bulundukça artan “aranırlık” durumunuz, yerini Templar askerlerinin “farkındalık” oranına bırakmış. Yaptıklarınızın farkına vardıkça da, sizin binbir emekle ele geçirdiğiniz Assassin Den’lere saldırı düzenlemekten çekinmiyorlar. Hal böyle olunca, eğer Assassin Den’e giderseniz meşhur Tower Defense oyunlarına benzer bir mini oyunla kuleyi akın akın üzerinize gelen Templar askerlerine karşı korumaya çalışıyorsunuz. İlk başta gerçekten çok eğlenceli olsa da, bir süre sonra her saldırıya uğradığınızda pek de hoş olmayan sözler sarf etmeye başlıyorsunuz artık. Assassin’s Creed II’nin açtığı yoldan onu takip eden Brotherhood, zaten mükemmel şekilde ışıyan demiri daha da ışıldatmıştı, Revelations ise bu gibi tam oturamamış yönleriyle o ışıl ışıl demiri döve döve istemeden biraz fazlaca inceltip zayıflatmış gibi duruyor. Yine de bu dediklerimiz sizi aldatmasın. Bu durum Ubisoft’un artık her seferinde çıtayı çok daha yükseğe taşımasına alışmış olmamızdan ve bu sefer çıtanın koyulduğu yüksekliğin alıştığımızdan biraz daha kısa olmasından kaynaklanıyor büyük ölçüde. Yoksa İstanbul sokaklarında gezip mühürlerin peşinden koşarken yine çok büyük bir keyif alacaksınız, ondan şüpheniz olmasın.

 

Assassin’s Creed mi, Minecraft mı?!

 

Revelations’ın Ezio, Altäir ve İstanbul için hazırladığı sahnede durum buyken, artık son perdeyi açarak başroldeki aktörü sahneye çağırmanın vakti geldi diyebiliriz: Desmond Miles. Brotherhood’un sonunda komaya girerek Animus içinde sıkışıp kalan Desmond’ın bu oyunda geçmişine döneceği ve Animus’tan çıkacak yolu inşa edeceğini söylediğinde çok heyecanlanmıştık. Bu yüzden İstanbul’un dört bir yanına dağılmış Animus parçalarını bulup da Desmond bölümlerini açtığımızda beklediğimizden farklı bir tabloyla karşılaşmak yine pek hoş olmadı bizim için. Öncelikle Assassin’s Creed 2 ve Brotherhood’un o çözmesi büyük keyif olan gizemli Subject 16 bulmacaları yerine sadece etraftan toplanacak Animus parçalarıyla karşılaşmak yediğimiz ilk darbe oldu. Ardından Desmond bölümlerinin Brotherhood’un sonunda Kolezyum’un altına inerkenki Desmond bölümleriyle yakından uzaktan alakası olmayan FPS bakış açısından oynanan ve etrafa çeşitli bloklar yerleştirerek çıkışa ulaşmaktan ibaret olması ikinci darbeyi indirdi. Üstüne üstlük Desmond’ın geçmişine ait detaylar da anı olarak karşımıza çıkmak yerine genel olarak Desmond’ın ettiği iki üç kelamdan ibaret olunca oyunun belki de en büyük potansiyele sahip olmasına rağmen en ağır çuvallayan kısmı burası olmuş. Sonlara doğru biraz daha açılıp anlam ifade etmeye başlasa da, aslında çok çok daha iyi olabilecek koca bir bölümün nasıl bu şekilde harcandığını görmek üzücü.

 

Assassin's_Creed_Revelations

Ve Ezio, Mühürleri toparlayıp Masyaf'a geri döner. Devamında ne olduğunun cevabı sizi oyunda bekliyor...

 

Son birkaç paragraf neredeyse tamamen olumsuz cümlelerden oluşsa da, bütün bu aksayan yanları bile Assassin’s Creed: Revelations’ı kötü bir oyun yapmaya yetmiyor. Yarattığı tüm hayalkırıklıklarını ve eksikliklerini, oyunun son çeyreğinde sunduklarıyla bile rahatlıkla kapatmayı başarıyor Revelations. Ubisoft’un “Her sene 1 Assassin’s Creed oyunu” acelesine maruz kalmadan, daha uzun bir gelişim sürecinden geçerek karşımıza çıksaydı muhtemelen serinin en iyi oyunu bile olabilirmiş hatta. Neyse, biz yine de umutlarımızı şimdiden Assassin’s Creed III’e bağladık bile. Şimdi tek yapmamız gereken, Assassinn’s Creed III gelene kadar eski dostlarımız Altäir Ibn-La’Ahad ve Ezio Auditore’yle son maceramıza çıkmak ve onlara bu güzel hikâye için teşekkür etmek olmalı.

İLGİLİ ÜRÜNLER

56,00 TL
Türk Telekom internet müşterilerine özel
4,67 TL x 12 ay taksitle!
programattik