Dishonored İnceleme

Her sene olduğu gibi bu sene de “yılın oyunu” tartışmaları hafiften alevlenmeye başladı. Özellikle kurak geçen yaz aylarından sonra yapımcılar, ellerindeki oyunları Eylül-Ekim gibi çıkarmaya başladı ve beklenilen ağır toplardan birkaçı geldi. Buna en güzel örnek geçtiğimiz ay piyasaya çıkan Borderlands 2 kesinlikle. Herkesin beklentilerinin üstüne çıkan Borderlands 2 için tam “yılın oyunu olabilir” diyorduk ki, bu ay karşısında oldukça güçlü bir rakip var.

Dishonored, E3 2012 ile oyuncuların beklenti listesine hızlı bir giriş yapmış, ilginç oynanış sistemleri ve senaryosu ile de meraklı gözlerle takip edilmeye başlanmıştı. Bu kadar farklı bir tarzı oyuna yedirmeyi başaran ekibe baktığımızda ise oldukça tecrübeli ve farklı yerlerden gelerek bir araya geldiklerini görüyoruz. Arkane Studios, 1999'da kurulduktan üç sene sonra ilk oyunları olan Arx Fatalis'i çıkardı ve büyük bir başarı olmasa da oyuncuların dikkatlerini çekmeyi başardı. 2006 yılına geldiğimizde ise, Source motorunu kullanarak Dark Messiah of Might and Magic'i geliştirdiler ve asıl patlamalarını yaptılar. Daha sonra finansal problemler yüzünden tam dağılma aşamasına gelmişlerdi ki, Bethesda'ya bağlı Zenimax Studios tarafından alındılar ve çalışmalarına devam ettiler.


Dishonored'dan detaylı şekilde bahsetmeden önce, ekipteki önemli isimleri söylemekte fayda var. Deus Ex ve Thief: Deadly Shadows oyunlarında görev yapan Harvey Smith, Arkane Studios oyunlarının baş tasarımcısı Rafael Colantonio ve “City 17” nin yaratıcısı (Half Life 2'ye ruhunu veren adam) Viktor Antonov Dishonored için bir araya geldi. Zaten birazdan anlatacağımız “ruhun” nereden geldiği de bu isimleri gördükten sonra kolayca anlaşılıyor.

Hikâyeye göz atarsak, Corvo isminde eski bir korumayı canlandırıyoruz. İmparatoriçe'nin eski koruması olan Corvo, görevdeyken korumakla yükümlü olduğu imparatoriçe ölünce onun ölümünden sorumlu tutularak hapise atılıyor. Hikâyemiz tam burada başlıyor ve infazımıza bir gün kala hapisten kaçmaya çalışarak oyuna atılıyoruz. Hikâye anlamında biraz klasik bir hava sezdiyseniz bu sizi yanıltmasın, zira Dishonored'ın hikâyesinde çok fazla dönüş ve şaşırtıcı durumlar var.


Oyunun belki de en büyük kozu sahip olduğu dünya. Tıpkı Deus Ex ve Half Life oyunlarının da olduğu gibi kendine ait bir dünyaya sahip olan Dishonored, bu kozu da harika kullanıyor. Tamamen “steampunk” ögeleriyle inşa edilen Dunwall şehrinde hikâyemiz başlıyor ve büyük kısmı yine bu şehirde geçiyor. Oyunda tam anlamıyla olmasa da bir “açık dünya” mantığı olduğu için, görevler sırasında şehrin tamamını gezebilir, hatta şehrin dışına çıkarak “The Isles” gibi mekanlara da gidebilirsiniz.

Oyun çıkmadan önce yayınlanan oynanış videolarında gördüğümüz farklı oynanış tarzlarının gerçekten oyunculara farklı taktikler sağlayıp sağlamayacağı merak konusuydu. Neyse ki bu olay oyuncuların sevineceği şekilde çözümlenmiş. İsterseniz elde edeceğiniz silahlarla doğrudan “çatışma” üzerinden ilerleyebilir, isterseniz oyunun en zevkli yanlarından biri olan “gizlilik” üzerine bir oynanış geliştirebilirsiniz. Bunlar da yetmiyorsa, Corvo'nun sahip olduğu “ışınlanma” özelliğini kullanarak düşmanlarınızı şaşırtabilir ve böylece kimseleri öldürmeden hikâyede ilerleyebilirsiniz.

Oyunun FPS olması, kullandığı kameranın da birinci kişi gözünden olması anlamına geliyor elbette. Durum böyle olunca, dövüş mekaniklerinin ve çatışmaların performansının nasıl işleyeceği de bir merak konusuydu. Ama yapımcılar bu durumu da oldukça güzel bir şekilde halletmişler. İlk başlarda animasyonların hızı biraz rahatsız etse de, kısa sürede bu hıza alışıyor ve düşmanlarınıza doğru zamanda karşılık vermeyi öğreniyorsunuz. Kılıç dövüşlerinden tutun ateşli silahlara kadar hepsi oldukça iyi tasarlanmış. Hatta bu sistemlerin güzelliğine takılırsanız, oyunda gizli şekilde ilerlemeyi zaman zaman unutabilirsiniz.



Corvo olarak ilk amacınız sizi suçlayarak öldürmeye çalışanlardan intikam almak olarak dursa da, asıl niyetiniz olan bitenin arkasındaki asıl hikâyeyi öğrenmek. Durum böyle olunca da oyunun her tarafına yayılmış notları okumalı, en ufak detayları bile gözden kaçırmamalısınız. Tabii bu notları okumadığınızda da oyunda bir şekilde ilerliyorsunuz, ama hikâyenin derinliği açısından notlar önemli bir yerde.

Karakterinizle birlikte hikâyede bir süre ilerledikten sonra bir takım güçlere de sahip olacaksınız. Bu güçler hem oynanışı baştan aşağıya değiştirebiliyor, hem de bazı görevleri daha kolay ya da zevkli hale getiriyor. Örneğin bir bölümde oyun boyunca sıkça göreceğiniz farelerden birinin bedenine girerek lağımlardan daha rahat şekilde ilerleyebiliyorsunuz.

Çeşitli forumlarda oyuncular tarafından farklı şekilde değerlendirilen oynanış mekanikleri de yok değil. Öncelikle, oyunun normal ayarlarıyla gelen tuş kombinasyonuna göre neredeyse tüm FPS oyunlarından alışkın olduğumuz şarjör değiştirme “R” harfiyle yapılmıyor. Bunun yerine “R” harfi oyundaki canınızı doldurmaya, yani sağlık paketlerini kullanmaya yarıyor. Durum böyle olunca, oyunda alışmadığınız veya değiştirmediğiniz sürece sağlık paketlerinizi boşa harcıyorsunuz. Bunların dışında, Corvo'nun büyüleri yaparken kullandığı bir “Mana” kapasitesi var. Büyü yaptıkça mana göstergesi azalıyor ve bunu mana iksirleriyle doldurabiliyorsunuz. Ancak yapımcılar, bunun yanında belirli bir süre beklediğinizde mana göstergesinin kendiliğinden dolmasını da eklemişler. Bu durum kimi oyuncular için olumlu olarak algılansa da, daha büyük bir oyuncu topluluğu için eleştirilen bir nokta. Oyunda zaten oldukça fazla bulunan iksirlerin yanında bir de göstergenin kendiliğinden dolması, oyuncuları tamamen büyü üzerinden kolay bir oynanışa götürüyor. Eh, böyle olduğu için de oyunun gizlilik kısmı da büyük bir darbe yiyor.



Büyüden söz etmişken, Corvo'nun sahip olacağı büyüklerin bir kısmı şöyle: “Blink” sayesesinde belirli bir alan içerisinde farklı noktalara ışınlanabiliyorsunuz. “Dark View” ismi verilen büyüyü kullanarak, çevrenizdeki tüm düşmanları duvarların arkasından görebiliyor, böylece hareket ettikleri veya gördükleri noktaları izliyorsunuz. Bir diğer büyü olan “Pose” sayesinde ise, gerek düşmanların, gerekse çevredeki diğer canlıların bedenlerine girebiliyor ve belirli bir süre içinde o bedenlerle hareket edebiliyorsunuz. “Blend” büyüsü ise zamanı bir süreliğine durdurmanızı sağlıyor, böylece kalabalık düşman gruplarını çok daha rahat yok edebiliyorsunuz. Oyunun hemen başında size gösterilecek ve başınıza bela olacak fareler ise daha sonra bir büyü haline geliyor. “Rat” büyüsüyle yerden çıkartacağınız fareler düşmanlarınıza saldırıyor ve onları yok edene kadar ısırmaya devam ediyorlar.

Teknik tarafa baktığımızda, seslendirme ve müziklerin oyunun havasına oldukça uygun olduğunu söylemekte fayda var. Genel anlamda karanlık bir havaya sahip olan Dishonored'ın sahip olduğu müzikler de bunu destekliyor. Yönlendirdiğimiz karakterin konuşmaması ise seslendirme adına bir eksi sayılabilir belki.

Grafiksel anlamda ise Dishonored belki yeni bir çağ başlatacak düzeyde grafiklere sahip değil. Ama sahip olduğu steampunk evrenini ve yine burada yaşayan karakterleri harika yansıtacak kaliteli durumda. Özellikle çevre modellemeleri, içinde olduğunuz Dünya'nın gerçekten var olabileceği konusunda sizi ikna edebilecek durumda. Tabii bütün bunların kaynağında son derece iyi modifiye edilmiş Unreal 3 motoru yatıyor.
Toparlamak gerekise, Arkane Studios'un bu zamana kadar yaptığı en iyi iş Dishonored. Biraz Deus Ex havası, biraz Bioshock gibi özgün bir dünya ve biraz da Half Life teması Dishonored'ı klasikler arasına sokmaya yetmiş. Sahip olduğu farklı oynanış dinamikleri ise “2012'nin en iyi oyunu” aday listesine girmesini şimdiden sağladı.

İLGİLİ ÜRÜNLER

29,00 TL
Türk Telekom internet müşterilerine özel
2,42 TL x 12 ay taksitle!
programattik