Darksiders 2 İnceleme

Mahşer’in dört atlısı konsepti, Dünya sinemasının ve onunla birlikte oyun dünyasının da en yoğun olarak kullandığı dini hikayelerden bir tanesi. Orijinal isimleriyle söylersek War (Savaş), Pestilence (Salgın), Famine (Kıtlık) ve Death (Ölüm) karakterlerinin yer aldığı orijinal hikayeyi kendine senaryo olarak edinen Darksiders serisi, ilk oyundaki başarısının ardından hem senaryoyu devam ettiren, hem de daha da sağlam bir anlatıma sahip ikinci oyunla devam ediyor.

İlk oyunu hatırlarsanız, sözde yaşamın dengesini korumakla görevli Charred Council ismindeki konsey tarafından kandırılan War (Savaş) yeryüzüne inmiş ve buradaki bazı dengeleri yok etmişti. Kardeşinin kandırıldığına inanan ve bunun intikamını almak isteyen Death (Ölüm) ise ikinci oyunda bizim kontrolümüze geçiyor. İlk oyunda yok olmakla karşı karşıya gelen insanoğluna yardım ederek onları tekrar yaşam dengesinin merkezine oturtmalı ve bunu yaparken de hem kardeşimizin intikamını alıp, hem de ismimize yakışır şekilde davranmalıyız.



Oyuncular için oldukça ilgi çekici olan bu hikayeden güç alan Darksiders II, bununla birlikte ilk oyundaki birçok hatayı düzelterek yoluna devam etmiş. Zaten başarılı olan hikaye, anlatım olarak atmosferle oyuncuları kendisine bağlayan bir yapıda. Dövüş sistemi ilk oyuna göre daha fazla God of War’a dönüşmüşken, Prince of Persia ile oyuncularla buluşan “hoplama-zıplama” özellikleri de ikinci oyunda daha güzel kullanılmış. Tabii oyuncuların senelerdir alışkın olduğu bu sistemlerin aynı anda kullanılması ilk planda olumsuz algılansa da, aslında güzel bir şekilde kaynaşmış ve bu yüzden de ortaya oldukça kaliteli bir oynanış düzeni çıkmış.

İkinci oyunun sahip olduğu farklardan ilki, oyun haritasının ilk oyuna göre çok daha geniş olması. Dünya büyük olunca, yapımcılar buna uygun bir senaryo da geliştirmişler. İlk oyunun hikayesinin yaklaşık 3 katı uzunluğunda bir oynanış süre vaat ediyor Darksiders II. Bu ilk planda çok güzel gibi gözükse de, çizgisel oynanıştan tam olarak kurtulamayan Darksiders II’de bir süreden sonra işler kötüye gidebiliyor. Kendinizi aynı şeyleri tekrar tekrar yapıyormuş gibi hissedyorsunuz ve bu da atmosferi epeyce baltalıyor.



Oynanışın en iyi noktaları ise, hikaye uzunluğuna göre az sayıda olan bölüm sonu canavarlarıyla yaptığınız kapışmalar kesinlikle. Hem dövüş sisteminin sınırlarını zorluyorsunuz, hem düşmanlar sizi zorladığı için düşünmek zorunda kalıyorsunuz. Bu da oyunun en zevkli dakikaları anlamına geliyor. Tabi bu tarz “devasa” düşmanlardan sonra Mahşer’in Dört Atlısı’ndan en korkulanı olarak (Death/Ölüm) neredeyse getir-götür işlerine varan görevlere girişmek de karakterin karizmasını yerle bir edebiliyor.

Darksiders II de ilk oyunda olduğu gibi rol yapma elementlerine sahip. Haritaların farklı yerlerine dağılmış eşyalar dışında, karşılaştığınız rakipleri öldürdüğünüzde kazandığınız eşyalar da karakterinizin gücüne oldukça fazla etki ediyor.  

Müzik ve seslendirmeler konusunda Darksiders II olağanüstü bir başarı göstermese de, genel anlamda başarılı durumda. Karakterlerin seslendirmeleri oldukça iyi ve bu da oyunun genel atmosferinı fazlaca etkiliyor.


Teknik tarafa bakarsak da, ikinci oyun grafiksel anlamda günümüz teknolojisine yetişemese de, ilk oyuna göre çok daha gelişmiş durumda. Tabii bunda yapımcıların çok fazla gerçeklikten ziyade hikayeye uygun olarak daha çizgi romansı bir grafik düzenini tercih etmelerinin de etkisi var.

Toparlamak gerekirse, ilk oyunu sevenlerin çok daha fazla seveceği bir oyun olan Darksiders II bu seriye yeni başlayacak oyuncuların da kendilerini yabancı hissetmeyeceği tanıdık bir oynanışa sahip. Tabii senaryoyu takip etmek için ilk oyunu oynamakta fayda var.
programattik